Hukuk

Hukukumuzda Tanıklık

Hukukumuzda Tanıklık

Hukuki karar verme süreci sadece mutlak gerçekler üzerine kurulmamaktadır. Hükümde teknik desteğin yanı sıra tanıkların görüşüne de yer verilmektedir. Bu nedenle, hem teknik hem de tanık tarafından yöneltilen isnat durumuna göre hüküm verilir. Yargılama sürecinde tanık psikolojisinin yorumlamasını sağlamak amacıyla birçok dal hâkimlere yardımcı olmaktadır. Bu dalların başında adli tıp gelmektedir. Adli tıpta tanığın doğruyu söyleyip söylemediğine kanaat getirmek önemlidir. Bazı durumlarda, psikolojik sorunlar nedeniyle tanıklar yalan söyleyebilir, bazı tanıklar da bilerek gerçeği değiştirmeye çalışabilir. Bu tür tanık durumları, alanında uzman kişilerle görüşme ile değerlendirilebilir. Tanık statüsü, yargılamanın geçerliliğini ve güvenilirliğini etkileyebilir. Tanıklık, takdiri deliller arasında yer almaktadır. Bu nedenledir ki tanıkların beyanları, yargılamanın sonuca kavuşturulmasına hizmet eder. Hâkim tanık delilini, takdirine bağlı olarak ve tanığın beyanlarından olayların nerede, ne şekilde ve ne zaman gerçekleştiğini ortaya koyarak incelemeye çalışır. Bu değerlendirmesi sırasında hâkim son derece dikkatli ve özenli davranmalı tanık beyanlarına itimat ederken özen göstermelidir. Çünkü tanık beyanının değerlendirilmesinde dış faktörlerin etkisi olmakla birlikte tanığın olay hakkında verdiği bilgilerin hâkime aynen değil, tanığın olayı idrak yeteneği ile doğru orantılı olarak aktardığı gerçeği de unutulmamalıdır. Tanıklığın doğruluğundan şüpheyi gerektiren farklı durumlar da olabilir. Keza tanığın kimliği, ahlâkı, yaşı, karakteri, mesleği, olaylara yakınlık ve uzaklığı ya da olayın menfaatini etkileme derecesine göre gerçeği değiştirme durumu olabilir.  Bu nedenle, hâkim, tanık beyanını salt hukuki bir bakış açısı ile değil, sosyolojik ve psikolojik bazı incelemeleri de dikkate alarak menfaat ilişkileri gözetilerek değerlendirmelidir, bu hususta ona mantığın ve bilimsel düşüncenin ilkeleri yardımcı olacak bir nevi yorum yöntemlerine başvurmuş olacaktır. Ancak salt akrabalık ilişkisi de tanıklığın dikkate alınmasına tamamen engel değildir. Hâkim tanıkların altsoy-üstsoy derece yakınlıklarını göz önünde tutarak olayın gidişatına göre gerçeklik ayrımını yapacaktır. Bu doğrultuda  akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılmayacağı da bilinmektedir. Yargıtay’ın birçok kararında olduğu gibi Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 29.11.2011 tarih, 2010/19402 Esas 2011/20209 Karar sayılı kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 6.10.2011 tarih, 2010/13505 Esas 2011/15046 Karar sayılı kararı da bu doğrultudadır. Tanık ifadelerinin hükme esas alınıp alınmaması tüm yapılan değerlendirmeler sonucunda gerçeği yansıtacak durumdaysa göz önünde bulundurulacaktır. Aksi durumda mahkeme huzurunda yalan tanıklık yapılması durumunda 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilmektedir.

Yargıtay’ın son zamanlarda tanık beyanı asıldır diyerek bu yönde içtihat geliştirmesi de uygulamada sıkça başvurulan bir yol olmasına neden olmuştur. Tanık beyanlarına itibar edilip edilmemesi somut olaya göre gerekçelendirme yapılarak ve tüm tanık beyanları esas alınmamakla birlikte olayı aydınlatabilecek nitelikte olanlara itibar edilmektedir.